- İsrail’in İran’a saldırısı, iki bölge ülkesi arasındaki bir savaşın değil ABD emperyalizminin dünya çapında yürüttüğü savaşın bir parçasıdır. Saldırının somut hedefi İran’dır ancak saldırgan yalnızca İsrail değildir. Saldırıya, İsrail’in baskınından 9 gün sonra hava bombardımanı ile eşlik eden ABD’nin yanı sıra, İsrail’in savunmasına aktif olarak katılan İngiltere ve Fransa gibi diğer emperyalist devletler ile hava sahasını İsrail’e açan Suriye ve topraklarında ABD üslerine yer veren bölge ülkeleri de bir bütün olarak saldırgan kampta yer almaktadır. ABD sahaya geniş kuvvetleri sürmüştür. Bu bakımdan savaş bir İran-İsrail savaşı değil İran-ABD savaşıdır
- Suriye’nin düşmesinin Ortadoğu’da emperyalizmin taktik inisiyatifi ele geçirmesine yol açtığı açıkça görülmektedir. Suriye savaşı boyunca cihatçılar kuzeyde Türkiye’nin güneyde ise İsrail’in silahlı kuvvetleri tarafından korunmuş ve Suriye Ordusu’nun bu bölgelere yönelik operasyonları bu iki devlet tarafından engellenmiştir. AKP hükümeti tarafından korunan, beslenen ve silahlanan cihatçı şebekenin hükümet haline geldiği Suriye artık İsrail’in tasarrufundadır. Suriye hava sahası İsrail savaş uçakları için bir yakıt ikmal alanı haline getirilmiştir. Suriye’nin yıkımında belirleyici bir rol oynayan AKP iktidarı, yalnızca bu rolü nedeniyle bile İran’a yönelik emperyalist saldırının suç ortağıdır.
- İran’a yönelik saldırı şu anda bir ateşkes ile durmuş olsa da bunun uzun süreli bir savaşın ilk muharebesi olduğu, savaşın önümüzdeki yıllara yayılan dalgalarla ilerleyeceği açıktır. Ancak öte yandan İran’ın, Türk medyasında da yoğun olarak propaganda edildiği gibi kağıttan kaplan olmadığı, bir fiskeyle yıkılmayacağı, emperyalistlerin ve uşaklarının hayal ettiği gibi İran semalarında saldırganlar göründüğü anda parçalanmayacağı da görülmüştür. Aksine İran yarım yüzyıllık tecrit ve ambargolara rağmen küçümsenemeyecek bir savunma kapasitesine sahip olduğunu ve bu kapasiteyi kullanabildiğini herkese göstermiştir. Ayrıca İran bu kapasiteyi savaşın geri dönülmez bir noktaya gelmesine yol açacak şekilde kullanmaktan kaçınarak, tüm kayıplarına rağmen savaş çığırtkanı emperyalistlerden daha sorumlu davranmıştır.
- İsrail ile İran arasında, ikisinin de gerici olduğu dolayısıyla ikisinden birinin desteklenemeyeceğini ya da daha ileri giderek ABD-İsrail saldırısının “molla rejimi”ni yıkarak İran’ı özgürleştireceğini savunan odakların tümü, açık ya da utangaç emperyalizm işbirlikçileridir. İran islami yönetimi nedeniyle değil ABD emperyalizminin taleplerine boyun eğmediği için hedef tahtasındadır. Emperyalizm Körfez’deki İran’dan daha tutucu ortaçağ rejimlerini dert etmez. Kafa kesen, kalp yiyen yamyam sürülerini silahlandırmaktan ve bağımsız ülkelerin üzerine sürmekten de imtina etmez. Emperyalizm eliyle “özgürleşen” Irak, Libya, Suriye gibi ülkelerin geldiği nokta, “molla rejimi”nden emperyalist bir saldırı vesilesiyle kurtulmanın mümkün olmadığını göstermektedir.
- Suriye’nin yıkılması ve İran’a yönelik saldırı; her iki ülke yönetiminin içinde yer aldığı “Küresel Güney”in (ya da BRICS tarafından temsil edilen kampın) yükselişine rağmen henüz askeri-politik alanda inisiyatifi ele geçiremediğini, asıl olarak savunma durumunda olduğunu, Çin ve Rusya gibi ülkelerin emperyalist kışkırtmaya kapılmaktan kaçındıklarını ve bu tür bir hesaplaşmayı göze alamadıklarını, aynı zamanda BRICS üyesi Hindistan’ın İsrail destekçiliğinde görüldüğü gibi bu kampın kendi içinde ciddi farklılıkları da barındırdığını açığa çıkarmaktadır. Dolayısıyla Atlantik çağının bittiği ve Asya çağının başladığı, emperyalizmin bugün yarın çökeceği gibi analizler gerçeğe aykırıdır. Emperyalizm gerçek ve büyük bir tehlikedir, her ülke bağımsızlaştığı oranda onun tehdidi altındadır.
- Emperyalist saldırılara “Küresel Güney”in ortak yanıtının olanaklı olmadığı bugünkü dünya durumunda, her ülkeyi ancak kendi halkı savunabilir. Ancak kendi halkını kazanan bir kuvvet emperyalizme karşı koyabilir. Böyle bir saldırı sırasında dışarıdan destek almanın ön koşulu da ulusal savunma kapasitesinin örgütlenmesi ve korunmasıdır. Suriye’de başarılamayan ancak İran’da emperyalizmin aksi yöndeki beklentilerine rağmen açığa çıkan gerçek, İran toplumunun belirgin ağırlıkla saldırılara karşı hükümetin arkasında durmayı tercih etmesidir.
- Ancak bu sonuç İran yönetiminin kendi halkına karşı uyguladığı boğucu, geniş kitleleri umutsuzluga iten ve yabancılaştıran politikalara rağmen gerçekleşmektedir. İsrail saldırılarının özellikle ilk günlerde yıkıcı sonuçlar yaratmasının, kritik suikastların ve sabotajların nokta atışı yapılabilmesinin nedeni, İran içindeki devşirilmiş unsurlardır. Kendi halkını kazanan bir kuvvet emperyalizme direnebilir. Kendi halkını parçalayan, halkın bir bölümünü düşmanlaştıran bir çizgi ise İran’da da açıkça görüldüğü şekilde emperyalizme alan açar.
- İran’ın kısa sürede yıkılacağı ve sıranın Türkiye’ye geleceği kehaneti; Türkiye’nin neredeyse 75 yıllık NATO geçmişinin, 23 yıllık AKP döneminde izlenen tam teslimiyetçi çizginin ve liderinin BOP eşbaşkanı olmakla övündüğü bu iktidar döneminde Türkiye’nin, Libya’dan Suriye’ye tüm emperyalist saldırılarda yer aldığı gerçeğinin inkarına dayanıyor. Bu inkar, ülkemizde emperyalizme karşı mücadelenin bugünkü iktidara karşı mücadele ile başladığını ve bu iktidara karşı mücadeleden ayrılamayacağını gözlerden uzak tutmaya hizmet ediyor. Emperyalizm sadece saldırabildiği için bir ülkeye saldırmaz, kendi açısından o ülkeyi teslim almanın başka bir yolu kalmadığı için saldırır. Oysa bugün iktidarda kalmak için emperyalizme ne isteseler vermeye dünden razı ve yine bu amaçla Türkiye’nin parçalanmasının anayasal altyapısını tamamlamaya çalışan AKP iktidarı, emperyalizm açısından yıkılması değil kullanılması/görev verilmesi gereken bir kuvvettir. Bölgemizde emperyalizme hizmet eden ve kendi iktidarına rıza göstermeyen çoğunluğa düşmanlık ederek iç cepheyi parçalayan AKP iktidarının yıkılması ulusal güvenliğin zorunlu ön şartıdır.