Türkiye, Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarını tasfiye etmek ve ülkeyi tam bağımsızlıktan tam bağımlılığa sürüklemek isteyen emperyalizm ve onun işbirlikçisi AKP-MHP-DEM koalisyonu tarafından yönetilen tarihsel bir karşı-devrim sürecinin pençesindedir. Bu koalisyon, devletin tüm aygıtlarını –yargı, ordu, medya– bir iç savaş aygıtına dönüştürmüş, Türkiye’yi bir polis devletine çevirmiştir.
Ancak, bu karşı-devrim saldırısı karşısında, ana muhalefet odakları da sınıfsal ve ideolojik sınırlılıkları nedeniyle etkisiz kalmakta, dahası sistemin “meşru muhalefet” kanadı olarak siyasal iktidar için araçsal bir işlev görmektedir.
İKTİDARIN STRATEJİSİ: CHP’Yİ TASFİYE ETMEK VE TABANINI SİSTEMİN İÇİNDE TUTMAK
AKP, mafya-tarikat düzeninin ve onun emperyalist efendilerinin çıkarlarının bekçiliğini yapmaktadır. Bu nedenle, Cumhuriyet’in; laik, ulusal, anti-emperyalist mirasını taşıyan ve kitleler nezdinde bir çekim merkezi olma potansiyeli barındıran CHP, bu düzen için bir tehdittir.
Bu düzen, CHP’yi zayıflatmak ve tabanını teslim almak için çok yönlü bir operasyon yürütmektedir:
Halkın iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atanması ve mali kaynakların kesilmesi, CHP’yi hizmet üretemez hale getirip kitleler nezdinde itibarsızlaştırma taktiğidir. Bu, bir iç işgal stratejisidir.
Parlamenter sistemlerin klasik bir taktiği olarak, düzen, CHP içindeki liberaller, statükocular ve dönekler üzerinden partiyi içeriden çökertmeye, onu iktidar hedefinden uzaklaştırıp kendi kontrollü muhalefetine dönüştürmeye çalışmaktadır.
AKP-MHP-DEM koalisyonun, “Terörsüz Türkiye” ve “barış” demagojisine ortak olarak, CHP’nin, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı altında kurulan komisyona dahil olması, CHP yönetimini siyasal iktidarın baskı ve yasak politikalarının ortağı haline getirmiştir. Bu, CHP’yi anti-demokratik uygulamalara zincirleyerek, kitlesel muhalefet dinamiğini etkisizleştirmenin bir yoludur. CHP, bu komisyonda yer alarak suça ve suçluya ortak olmaktadır.
Özgür Özel’in mitinglerdeki söylemi ve İmamoğlu vurgusu, Erdoğan’ı “yıkmayı” değil, onunla “rekabet etmeyi” hedefleyen popülist bir stratejinin ürünüdür. Bu yaklaşım, iktidarı hedefleyen bir halk hareketi yaratma iddiasından uzaktır. Aksine, CHP liderliği, kitleleri sistem içi, seçim odaklı, düzen sınırlarına hapsolmuş bir mücadeleye kanalize etmekte, böylece siyasal iktidarın ekmeğine yağ sürmektedir. Bu, bir strateji değil, reformist bir illüzyondur.
AKP ve yancıları, laik eğitim sistemini, bilimsel kurumları, laik hukuk düzenini ve milli kurumları tasfiye etmek için komisyon ile son bir hamle başlatmıştır. CHP’nin bu saldırı karşısında Meclis’teki varlığı dışında somut, kitlesel, sokakları hareketlendiren bir tutumu yoktur. Bu sessizlik, tarihsel bir gaflettir.
TEK KURTULUŞ YOLU: HALK CEPHESİ ve CUMHURİYET DEVRİMLERİNİN TAMAMLANMASIDIR
Türk halkının önünde iki seçenek vardır: Ya emperyalizmin ve işbirlikçilerinin kölesi olacak, ya da Kemalist Devrim’in tamamlanması için kolları sıvayacaktır. Kemalist Devrim, anti-emperyalist ve anti-feodal karakteriyle, tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye yolunda atılmış tarihi bir adımdır. Ancak bu devrim tamamlanamamıştır.
Bugün görev, bu devrimi tamamlamak için emekçilerin merkezinde olduğu bir halk cephesiyle siyasal iktidarın saldırılarına cevap vermektir. Bu cephe, işçileri, köylüleri, aydınları, gençliği, laik ve yurtsever güçleri, kadın hareketini ve tüm emekçileri, anti-emperyalist ve ortaçağ karanlığına karşı bir program ve mücadele hattı (Altı Ok) etrafında birleştirmelidir.
SOMUT ÇAĞRIMIZ ve YOL HARİTAMIZ:
- BOP KOMİSYONU’NDAN DERHAL ÇEKİLİN! CHP derhal, emperyalizmin işbirlikçisi AKP rejiminin halkı aldatmak ve Cumhuriyet’i yıkmak için kurduğu “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”ndan çekildiğini ilan etmelidir. Bu komisyon, faşizme giden yolun meşruiyet aracıdır. Buradan çekilmek, karşı-devrimle işbirliğini reddetmek, mücadelenin ilk şartıdır.
- HALK CEPHESİ İLAN EDİLMELİDİR! CHP, tüm muhalefeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık” ve “Anti-Emperyalizm” şiarı altında, ALTI OK programı etrafında bir halk cephesinde birleşmeye çağırmalıdır. Program, emperyalizme ve mafya-tarikat düzenine karşı mücadele, laikliği ve bilimi savunma, üretene – emekçiye iktidar, halk iradesini gerçekleştirme hedeflerini içermelidir.
- KİTLE EYLEMLERİ ÖRGÜTLENMELİDİR! Muhalefet, meclis kürsüsünden çıkıp sokaklara inmelidir! Fabrikalarda, tarlalarda, üniversitelerde, işçi ve memur sendikalarında, taban örgütlenmeleriyle doğrudan temas kurulmalıdır. Genel grev ve direniş hattını örerek Cumhuriyet mevzisi kurulmalı, iktidar hedef alınmalıdır.
- ANTİ-EMPERYALİST MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM! Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Türkiye ayağı olan “YENİ ANAYASA” sürecine karşı ulusal, bölgesel ve uluslar arası çapta anti-emperyalist bir blok oluşturulmalı. Türkiye’nin NATO’dan çıkması, ABD üslerinin kapatılması, emperyalist kuruluşlarla (IMF, Dünya Bankası) ilişkilerin kesilmesi somut olarak hedeflenmelidir. Tam bağımsız bir dış politika için bölgesel birliklerin yolu aranmalıdır.
- HALKIN MEŞRU MÜDAFAA VE DEMOKRATİK DİRENİŞ HAKKI KULLANILMALIDIR! Bu baskı ve zulüm ancak örgütlü halkın devrimci iradesiyle yıkılabilir. Halk, kendini savunma hakkı dahil, her türlü meşru mücadele aracını kullanmakta özgürdür.Tarih bize, haklarımızın bir lütuf olarak verilmediğini, mücadeleyle alındığını öğretmektedir. Kemalist Devrim’den alınan güç ve devrimci cumhuriyet hedefiyle, işbirlikçi mafya-tarikat düzenine ve onun emperyalist efendilerine karşı kararlı ve örgütlü mücadeleyi vermenin tam zamanıdır.